bu kadar üşümek ağır

Bin Muhteşem Güneş - Khaled Hosseini
uzun zamandır elime aldığım ilk kitap oluşundan mıdır yoksa daha ilk 10 sayfada içimi kaplayan karşı koyamadığım merak duygusundan mıdır bilmiyorum, 3 günde bitirdiğim son sayfalarını bitmesin diye uzata uzata okuduğum bu kitap Meryem’in bir nevi öksüzlük,yalnızlık hikayesiyle başlayıp sonrasında Leyla’nın rengarenk, cıvıl cıvıl dünyasına art arda düşen sayısız bombalarla devam eden sonunda da bu iki dibi tatmış kadının hayatlarının dalaverelerle kesişimini anlatıyor. Bu kitabı okurken sayısız duygu tattım her sayfayı çevirdiğimde birinden diğerine atladım; umut,bekleyiş,merak,hayal kırıklığı,yalnızlık,terk edilmişlik,eziliş,çaresizlik, öfke,pişmanlık… Bir zamanlar hep televizyonlardan izleyip üzüldüğümüz Afganistan’ı;acıları,ölümleri,kayıpları,haksızlıkları sadelikle ve abartısız anlatmış Hosseini. Hayal gücümüzün çok ötesinde var olabilme ihtimalini bile içten içe yok saydığımız ama gün gibi orada dimdik duran acıları. Bu dünyada hala kadınların göğüslemek zorunda oldukları bin bir türlü kötü sonla biten masalları ve tüm bunlara rağmen insanlarının hayatta kalmanın, hayata devam etmenin bir yolunu bulmalarına şaşırarak çevirdim sayfaları. Sonunu okuduğumda sevinemedim çünkü oraya kadar yazılan her şeyin yaşanma ihtimali ne kadar yüksekse sonunun gerçek dünyada sadece bir saniyelik bir hayal olarak kalma ihtimalide o kadar yüksekti. 
Uçurtma Avcısında ki gibi yazarın dili yine sürükleyici, bizi o anın içine çekebilmek için çok uğraşıldığı belli bolca betimlemeyle de ustaca süslenmiş. Mekan betimlemeleri her ne kadar psikolojik betimlemelerin biraz önünde gibi görünse de diyaloglarla karakterlerin her yönü ortaya serilmiş.Bu da kitabı okurken yaşamanın tek yolu.Bir başka nokta ise yaşanan acıları gazetelerden okurken (56 ölü,123 yaralı..) bir iki saniye hüzünlenip sayfayı çevirince bir daha asla hatırlamadığımız ama orada gün gibi ortada olan acıları; kişiler bazında aldığından her yönüyle bize aktardığından insanın içine daha çok işlediğini söyleyebilirim.
Tek eleştirim ise kitabın sonlarında biraz abartılı bulduğum Amerikan Rüyası nın üzerinde yapmacıklı olduğu bariz bir tavırla durulması. Yazarın; ikiz kulelerin vurulduğunu gören Leyla’nın ağzından ‘hayatımda gördüğüm en büyük patlama’ sözlerini dökmesinin Leyla’nın kaybettiği onca insanı gördüğü onca bombayı yok saymasına neden olmuştur kanımca.
Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi..
Farklı bakış açıları kazanmak, rahat yataklarımızda uyurken bir kısa zaman diliminde de olsa dünyada bize sunulan ve gösterilenden çok daha fazla acı yaşandığını hatırlamak ya da bilmek isteyenler için muhteşem bir kitap..

Bin Muhteşem Güneş - Khaled Hosseini

uzun zamandır elime aldığım ilk kitap oluşundan mıdır yoksa daha ilk 10 sayfada içimi kaplayan karşı koyamadığım merak duygusundan mıdır bilmiyorum, 3 günde bitirdiğim son sayfalarını bitmesin diye uzata uzata okuduğum bu kitap Meryem’in bir nevi öksüzlük,yalnızlık hikayesiyle başlayıp sonrasında Leyla’nın rengarenk, cıvıl cıvıl dünyasına art arda düşen sayısız bombalarla devam eden sonunda da bu iki dibi tatmış kadının hayatlarının dalaverelerle kesişimini anlatıyor. Bu kitabı okurken sayısız duygu tattım her sayfayı çevirdiğimde birinden diğerine atladım; umut,bekleyiş,merak,hayal kırıklığı,yalnızlık,terk edilmişlik,eziliş,çaresizlik, öfke,pişmanlık… Bir zamanlar hep televizyonlardan izleyip üzüldüğümüz Afganistan’ı;acıları,ölümleri,kayıpları,haksızlıkları sadelikle ve abartısız anlatmış Hosseini. Hayal gücümüzün çok ötesinde var olabilme ihtimalini bile içten içe yok saydığımız ama gün gibi orada dimdik duran acıları. Bu dünyada hala kadınların göğüslemek zorunda oldukları bin bir türlü kötü sonla biten masalları ve tüm bunlara rağmen insanlarının hayatta kalmanın, hayata devam etmenin bir yolunu bulmalarına şaşırarak çevirdim sayfaları. Sonunu okuduğumda sevinemedim çünkü oraya kadar yazılan her şeyin yaşanma ihtimali ne kadar yüksekse sonunun gerçek dünyada sadece bir saniyelik bir hayal olarak kalma ihtimalide o kadar yüksekti. 

Uçurtma Avcısında ki gibi yazarın dili yine sürükleyici, bizi o anın içine çekebilmek için çok uğraşıldığı belli bolca betimlemeyle de ustaca süslenmiş. Mekan betimlemeleri her ne kadar psikolojik betimlemelerin biraz önünde gibi görünse de diyaloglarla karakterlerin her yönü ortaya serilmiş.Bu da kitabı okurken yaşamanın tek yolu.Bir başka nokta ise yaşanan acıları gazetelerden okurken (56 ölü,123 yaralı..) bir iki saniye hüzünlenip sayfayı çevirince bir daha asla hatırlamadığımız ama orada gün gibi ortada olan acıları; kişiler bazında aldığından her yönüyle bize aktardığından insanın içine daha çok işlediğini söyleyebilirim.

Tek eleştirim ise kitabın sonlarında biraz abartılı bulduğum Amerikan Rüyası nın üzerinde yapmacıklı olduğu bariz bir tavırla durulması. Yazarın; ikiz kulelerin vurulduğunu gören Leyla’nın ağzından ‘hayatımda gördüğüm en büyük patlama’ sözlerini dökmesinin Leyla’nın kaybettiği onca insanı gördüğü onca bombayı yok saymasına neden olmuştur kanımca.

Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin

Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi..

Farklı bakış açıları kazanmak, rahat yataklarımızda uyurken bir kısa zaman diliminde de olsa dünyada bize sunulan ve gösterilenden çok daha fazla acı yaşandığını hatırlamak ya da bilmek isteyenler için muhteşem bir kitap..

milletin tilkisinin bile bir havası,tarzı var. inari tilkisimiymiş neymiş.

milletin tilkisinin bile bir havası,tarzı var. inari tilkisimiymiş neymiş.

biratinyalnizligi:

Tomris Uyar “Tanıdığı kaç kişi varsa o kadar Cemal Süreya vardır” diyor ve anlatıyor: “Evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam. ‘Akşamları biraz geç gel yahu bir erkek hiç dolaşmaz mı’ dedim, ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi. Sonraki gün altı buçuk… Normalde altıda gelirdi. Bir gün toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki-kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.”

biratinyalnizligi:

Tomris Uyar “Tanıdığı kaç kişi varsa o kadar Cemal Süreya vardır” diyor ve anlatıyor: “Evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam. ‘Akşamları biraz geç gel yahu bir erkek hiç dolaşmaz mı’ dedim, ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi. Sonraki gün altı buçuk… Normalde altıda gelirdi. Bir gün toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki-kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.

(kelebekolamayantirtil gönderdi)